23 Ağustos 2009
Az önce Bloxoo‘da gelen kutuma düşen bir mesajla karşılaştım. Tayfun adlı bir arkadaşımız -zannedersem kendisi de benimle yaşıt- ihtiyacı olan bir bölgede kütüphane kurma girişiminde bulunmuş. Fakat yetkililerden aldığı cevap “Kitap nereden bulunacak?” şeklinde olmuş. Kendisini buradan tebrik etmek istiyorum böylesi bir harekete kalkıştığı için.
Başlıkta da belirttiğim gibi; okumak sadece kitap alabilenlerin değil, herkesin hakkı bence. Özellikle şehirde yaşayanlar burunlarının dibinde kütüphane olsa bile kapıdan içeri girmeye tenezzül etmiyor. Acaba bu yazıyı okuyan kaç kişinin herhangi bir kütüphanede üyeliği var? Bir, belki iki… Evet, benim var. Uzaklarda bir yerlerde o burun kıvrılan kütüphanelere muhtaç insanların olduğunu çoğu kişi göz ardı ediyor malesef.
Uzun lafın kısası bu yazıyı yazmaktaki amacım çorbada benim tuzumun, biberimin bulunmasını istemem. Açıkçası kitap biriktirme alışkanlığım yok, genelde okuduktan sonra takas yapıyorum. O yüzden elimde gönderebileceğim fazla kitap olduğundan emin değilim. Ama eve gider gitmez şöyle bir karıştıracağım kitapları. Belki blogumu birileri okur da kendisine ve kampanyasına katkıda bulunmak ister.
Kitap göndermek isteyenlerin kitapların ilk sayfasına adlarını yazmalarını istemiş ve gönderdikleri koliye de isterlerse bir not iliştirebileceklerini de belirtmiş arkadaş. Kitapları Yurtiçi Kargo ile şu adrese göndermeniz gerekmekte:
TAYFUN DALKILIÇ
KUMKÖY/PEHLİVANKÖY/KIRKLARELİ
Dilerim bu yazının kampanyanın yayılmasında biraz olsun faydası olur.
17 Temmuz 2009
Luke Rhinehart tarafından yazılmış olan Zar Adam kitabını yeni bitirdim. Belki kitabın kapağındaki iddialı slogan kadar önemli değişiklikler olmadı hayatımda ama yine de biraz düşünmeye sevk etti beni.
Kitabı kitapçının tezgahında gördüğümde Olasılıksız’ın kolpası olduğunu düşünmüştüm ve bir süre önyargılı davranıp okumamıştım. Fakat daha sonra kitabın orijinalinin 1971 yılında basıldığını fakat Türkçe’ye yeni çevrildiğini öğrendim. Olasılıksız ise ilk baskısını 2005 yılında yapmış. Kitap kapağının Olasılıksız’a benzemesinin sebebi ise zannersem yayınevine ait beceriksiz bir pazarlama stratejisi ve Olasılıksız’ın yüksek tirajından faydalanma isteği.
Kitap Luke Rhinehart adlı çatlak psikiyatrın kendi geliştirdiği Zar Felsefesi, Zar Dini ve Zar Terapisi’nin gelişim sürecini anlatıyor. Rhinehart’a göre eğer tüm yaşantımızı şansa bağlar yani bir diğer değişle tüm kararları Zar’a danışarak verirsek, karaktersiz ve dertsiz insanlar ortaya çıkacak ve insanlığın pek çok sorunu ortadan kalkacak. Başta fikir olarak biraz uçuk gelse de üzerinde düşünüldüğü zaman insanın aklına yatmıyor değil. Sonuçta en kötü karar bile kararsızlıktan iyidir. Yazının kalanını okuyun »
29 Haziran 2009
Yanılmıyorsam 2005 yılıydı sayın Turgut Özakman’ın kitabı Şu Çılgın Türkler piyasaya çıktığında. Kıyamet kopmuştu o zaman. Herkes bu kitabı alıp okumaya başlamıştı falan. Kapış kapış gitmişti ve baskı üzerine baskı yapmıştı sarı kapaklı tuğla büyüklüğündeki kitap. Çünkü diğer tarih kitaplarından bir farkı vardı. Kurtuluş Savaşı’nı roman haline getirmişti bu eser.
Ben de o zamanlar epeyce kitap okumama rağmen bir türlü Şu Çılgın Türkler’i okuma fırsatı bulamadım. Hem kitabın boyutları beni korkuttu, hem de fırsat olmadı diyebilirim. Hatta 8. sınıfta Türkçe öğretmenimiz Oğuz Çakır, Şu Çılgın Türkler’i okuyup özetini çıkarana sözlü notu olarak 100 vereceğini söylemişti. Bu bile yeterli bir teşvik olmadı benim için.
Bu yıl okulda İnkılap Tarihi dersini, yani Kurtuluş Savaşı ve Atatürk devrimlerinin anlatıldığı dersi aldığımızdan Kurtuluş Savaşı aşkım depreşti ve okumaya karar verdim kitabı. Bir tanıdık vasıtasıyla edinip okumaya başladım yaklaşık 1 ay önce. Biraz kendi tembelliğimden, biraz işlerimin yoğunluğundan, biraz da kitabın kalıapanlığından dolayı ancak dün bitirebildim. Kesinlikle tüm gençlere ve genç hissedenlere tavsiye ediyorum bu kitabı. Yazının kalanını okuyun »